"Türkiye'de iş güvenliği ve işçi sağlığı konusunda denetim yapacak bir mekanizma yok." Bu sözler İTÜ Öğretim Görevlisi İnşaat Mühendisi Doç. Dr. Emre Gürcanlı'ya ait. Gürcanlı'nın önerisi, iş güvenliğine uymayan firmalara cezai yaptırım uygulanması, denetimin Çalışma Bakanlığı tarafından yürütülmesi. Gürcanlı, sıfır iş kazasının mümkün olduğunu belirtiyor.
Beylikdüzü yolu üzerindeki Marmara Park AVM inşaatı 11 işçiye mezar oldu. İş cinayeti olarak tanımlandı işçilerin ölümü. Çünkü 1,5 ay önce de yangın çıkmış, üstelik İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'ne uyulmayarak şantiyede işçilerin çadırlarda barınmaları sağlanmış. Daha önceki birçok olayda olduğu gibi burada da işçiler bile bile ölüme gönderilmiş.
Alman Ece'nin Türkiye iştiraki Ece Türkiye ve Deutsche Bank'ın yatırım şirketi DWS ortaklığının sahibi olduğu Marmara Park AVM inşaatının yüklenici firması Kayı İnşaat. Yaşamını yitiren işçilerin çalıştığı Kaldem adını taşıyan şirket ise taşeron olarak çalışıyor. Yani cinayetin sorumluluğu Kaldem'den başlayarak, Ece Türkiye-Deutsche Bank ortaklığına, oradan da Çalışma Bakanlığı'na ve AKP Hükümetine kadar uzanıyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Görevlisi İnşaat Mühendisi Doç. Dr. G. Emre Gürcanlı da bu gerçekliği dikkat çekiyor. ETHA'ya konuşan Gürcanlı, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda denetim yapacak bir mekanizma olmadığına dikkat çekti. İnşaat şantiyelerinde işçilerin çadırlarda barınması yasak olmasına rağmen, denetim yapılmadığı için işçilerin sağlıksız koşullarda barınmak zorunda olduklarını anlattı.
MEVZUAT ÇADIRI YASAKLIYOR
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü, işçilerin barınacakları alanları 'bina' olarak tanımlıyor. Yasanın hazırlandığı dönemde prefabrik, günümüz koşullarında da konteynırlar 'bina' statüsünde değerlendiriliyor. Dış etkenlerden yalıtılmış, ısıtma sorunu çözülmüş barınaklar denilebilir bunlara. Tüzük işçilerin çadırda barınmalarını kesinlikle yasaklıyor. Bunların yanmaz çadırlar olması hiçbir şeyi değiştirmiyor.
İnşaat Mühendisi Doç. Dr. Emre Gürcanlı, yasal düzenlemelerle ilgili şu bilgileri verdi: "Çadır kurulması özellikle meskun mahallerde kesinlikle yasak, tüzükte zaten belirtilmiş. Minimum koşul, normal bir binada olması gereken ısıtma, elektrik, su vb. koşulların da sağlanması gerekiyor. Tüzükte bir işçinin soluyacağı havanın kaç metreküp olduğu ve bulunan alanda kaç işçinin barınacağı dahi ayrıntılı bir şekilde belirtilmiş. Ranzalar, yatma koşulları nasıl olacak bunlar da ayrıntılı bir şekilde belirtilmiş. Tüzükte barınma anlamında bir sorunumuz yok."
Gürcanlı, 23 Aralık 2003 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Yapı İşlerinde Sağlık ve Güvenlik Yönetmeliği'ndeki dinlenme ve barınma yerleriyle ilgili hükümlerde de çadırdan bahsedilmediğini kaydetti. Yönetmeliğin 8. maddesinde acil çıkış yolları ve kapılarının her zaman kullanılabilir durumda olması gerektiği de belirtiliyor.
'ACİL ÇIKIŞ KAPISI YOK'
Çalışma Bakanı Faruk Çelik'in "Çadırın iki tarafında çıkış yoktu, tek tarafında çıkış vardı" açıklamasını hatırlatan Gürcanlı, "Acil çıkış yolları olmadığı çok açık. Güvenlik kamerası görüntülerinden de görebiliyoruz, bir an da alev almış ve işçiler çıkamamış. Bir iki gün içerisinde yapacağımız incelemeleri yayınlayacağız, basın ve kamuoyuyla paylaşacağız" diye konuştu.
'İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİNDE DENETİM YOK'
Gürcanlı, yaşanan iş cinayetinde sorumluluğun mal sahibi ECE Yapı, inşaatın yüklenici firması Kayı İnşaat ve işçilerin bağlı bulunduğu taşeron şirket Kaldem olduğuna dikkat çekti: "Şantiyede olan her şeyden ana yüklenici sorumludur. O denetlemek, yönetmek, taşeronlar arasında koordinasyon sağlamak gibi sorumluluklara sahip. Ben işi taşerona verdim, o taşeron işçisiyle ben burada hiçbir şeye karışmam deme lüksü yok. Barınma koşullarına ilişkin ana yüklenicinin yapması gereken şuydu: Bu barınma koşulları tüzüğe aykırıdır, sen bunları git düzelt deme durumundaydı, sen düzeltmezsen ben düzeltirim senin de hakedişinden keserim demesi gerekiyordu. Bunu düşündüklerini dahi sanmıyorum."
İnşaat sektörü başka olmak üzere hiçbir sektörde denetim yapılmadığını kaydeden İnşaat Mühendisi Doç. Dr. Gürcanlı, inşaat sektöründe yapı denetim firmaları bulunduğunu, bu firmaların sadece yapı denetimi yaptıklarını, işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili gördükleri eksikleri bildirme yükümlülüğü bulunduğu belirtti.
'ÇALIŞMA BAKANLIĞI DENETLEMELİ'
Gürcanlı, yapı denetim firmasının yapması gerekenleri anlattı, denetimin Çalışma Bakanlığı eliyle yapılmasına dikkat çekti: "Yapı denetim firması şunu yapmalıydı: Gerek barınma koşulları, gerek ısıtma koşulları yeterli değil, bu konuda gerekli önlemleri alın diye uyarmak, yerine getirilmiyorsa Çalışma Bakanlığı Bölge Müdürlüğü'ne şikayet etmek gibi bir yükümlülüğe sahip. Bu şikayeti yaptıktan sonra iş müfettişleri gelecek gerekli denetimleri yapacak, sonrasında idari para cezası kimi zaman işyerinin kapatılması cezası vs. kadar giden bir süreç başlayacak. Türkiye'de 300-400 civarında teknik iş müfettişi var. Bu sayıdaki iş müfettişiyle İstanbul'daki işyerlerini bile denetlemek mümkün değil. Burada kamunun denetim alanından kendisini tamamen soyutlaması gibi bir süreçle karşı karşıyayız. Şantiyelerde iş güvenliği uzmanı istihdam etmek zorunlu hale gelmiş durumda. Zaten bu işyerinde de iş güvenliği uzmanı var. İş güvenliği gördüğü eksiklikleri bildirir, eksikliklerin kaldırılması için kendi işvereni gerekli önlemleri alır ya da almaz. İş güvenliği uzmanının yaptırımı yok. Bu önlemlerin alınması için tepede bir kamusal otoritenin olması, denetim mekanizmasının devlet tarafından sağlanması lazım. Teftişlerin şikayet üzerine değil düzenli bir şekilde yapılması lazım.
'HER FİRMANIN İŞ GÜVENLİĞİ KARNESİ OLMALI'
İş güvenliği açısından her firmasının bir karnesinin olması lazım. Bir trafik kazası yaptığınızda ehliyetinize ceza yazılır, aynı şekilde firmaların da cezalandırılması, ceza puanına tabi tutulması gerekir. Bunu yapacak bir kamusal otoriteye ihtiyaç var. Bunun adresi de Çalışma Bakanlığı'dır. Çalışma Bakanlığı İş Teftiş Genel Müdürlüğü'dür. Ona bağlı birimlerdir. Çalışma Bakanlığı'nda bazı çalışmalar yapılıyor ama bunların çoğu göstermelik. Nitelikli çalışmalar yapılması, iş müfettişlerinin sayısının artırılması, merkezi kamusal otoritenin güçlendirilmesi, kamusal denetimin artırılması, başka bir çözüm ben göremiyorum."
'DENETLEYENLE AKÇE İLİŞKİSİ ORTADAN KALDIRILMALI'
Doç. Dr. Gürcanlı, yaşanan sorunlardan birini de denetleyen firmayla kurulan maddi ilişki olarak tanımlıyor. Yapı denetim firmasını inşaat firmasının bularak arasında sözleşme imzaladığını, yapı denetimi için belli bir bedel ödediğini söyleyen Gürcanlı, "Yapı denetim kanunu baştan sakat çıkmış bir kanun. Şimdi ben maddi bir ilişkiye girdiğim bir özel şirkete kendimi denetletiyorum. Nasıl olabilir Yapı Denetim Kanunu. Yine kamusal bir otorite olur, yarı kamu niteliğinde meslek odaları gibi odalar olabilir. Siz gider yapı denetim uzmanı gönderilmesini isterseniz. O uzmanlarla sizin herhangi bir maddi ilişkiniz olmaz. Siz gider harcınızı devlete yatırırsınız, devlet size sizin tanımadığınız, sizinle akçalı bir ilişki içinde olmayan kişileri gönderir, onlar denetler. Siz maddi ilişkiyi işin içine soktuğunuz zaman bu denetim mekanizmasını ortadan kaldırmış oluyorsunuz. Dolayısıyla aslında bu iş cinayetinden yola çıkarak genel anlamda çalışma yaşamının, işyerlerinin denetlenmesi sorununa eğilmemiz lazım. Bunun bir parçası yarın öbür gün karşılaşacağız; deprem meselesidir. Depreme uygun konutlar yapılıyor mu yapılmıyor mu. Bunun doğuracağı sonuç 11 işçinin yaşamını yitirmesinden çok daha acı olacak" diye konuştu.
ÖDÜLLÜ CİNAYET
11 işçinin ölümüne sebep olan ana firma Kayı İnşaat'ın 2007 yılında Başbakan Erdoğan tarafından ödüllendirildiğini hatırlatan Doç. Dr. Gürcanlı şunları söyledi: "O ödül girişimcilikle ilgili, en hızlı büyüyen firma. Büyüme ne pahasına oluyor bunu görmek lazım. İnşaat sektöründeki büyümeyle paralel iş kazaları yaşanıyor. İnşaat sektöründe eğitimsiz işgücünün kullanımı, devletin denetim mekanizmalarının ortadan kaldırılması bunların hepsi inşaat sektöründe kuralsız emek rejimini doğuruyor. Kuralsız, düzensiz, kimi zaman baskıcı, taşeron dediğimiz zaman taşeronun altında da taşeron var, onun altında da taşeron var. Kar marjının yüksek, emek sömürüsünün çok yoğun olduğu bir sektör. Siz emek sömürüsünü yoğun hale getirmek için kuşkusuz işçi sağlığı, iş güvenliği önlemlerini kısıyorsunuz. Bunun için para harcamıyorsunuz."
'TOPLU KORUMA ÖNLEMLERİ ALINMALI'
İnşaat sektöründe en fazla ölümün yüksekten düşmeler sonucunda yaşandığının bilgisini veren Doç. Dr. Gürcanlı, "İşçilere iş güvenliğiyle ilgili kişisel koruyucuları veriyoruz kullanmıyorlar" şeklindeki değerlendirmelere tepki gösterdi. "Emniyet kemeri, eldiven, baret gibi kişisel koruyucular işçi sağlığı ve iş güvenliğinde bizim en son başvurduğumuz yöntemlerdir. Bizim öncelik verdiğimiz ve 2003 yılında çıkan Yapı İşlerinde Sağlık ve Güvenlik Yönetmeliği'nin de altını çizdiği şey, toplu koruma önlemleridir. Nedir toplu koruma önlemi, yüksekte çalışıyorsanız, iskeleye korkuluk yapacaksınız, çevreye ağ sistemleri yerleştireceksiniz, bir insan düştüğü zaman yere düşmesin. Bunları yaptıktan sonra ek önlem olarak işçilere bireysel korucular vereceksiniz. Dolayısıyla bu bir bilim dalı. Akademisyenlerden, meslek odalarından destek alarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ya da devletin herhangi bir birimi bünyesinde bilimsel çalışmalar yapan, bu bilimsel çalışmaları denetim mekanizmalarını yukarıdan aşağıya uygulayan devlet yapılanması kurulduğunda büyük oranda bu sorunların çözüldüğünü göreceğiz" dedi.
'SIFIR İŞ KAZASI MÜMKÜN'
Doç. Dr. Gürcanlı, iş kazalarının söylendiği gibi yüzde 98'inin değil yüzde 100'ünün önlenebileceğine dikkat çekti. "Teknolojinin bu noktaya geldiği dünyada, sıfır iş kazası mümkün. Cep telefonu kullanılarak bir işçinin nerede olduğunu, hareketlerini tespit edebiliyorsanız, iş kazalarını da önleyebilirsiniz" diye konuştu.
Yorumlar
Yorum Gönder